Ayrım Yaser Talu / Zeve Mühendislik & Aydınlatma

IŞIK, EVRENİN YAPI TAŞI

 

Ayrım Yaser TALU’nun bakış açısı, öngörüsü ve teknik analizleriyle nitelikli ve özgün aydınlatma üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.


ZEVE’nin Baş Mimarı ve Aydınlatma Tasarımcısı olan Ayrım Yaser TALU; ışığın hikayesini, aydınlatma sektörünün problemlerini, bugünün aydınlatmasına yön veren unsurları ve daha pek çok konuya ilişkin görüşlerini bizimle paylaştı.


Biraz kendinizden biraz da bu işin keyifli taraflarından bahsedebilir misiniz?

90’lı yılların ortalarına doğru aydınlatma tasarımcısı olarak sektöre giriş yaptım. Sonrasında sahip olduğum deneyim ile kariyerime kurucusu olduğum ZEVE’de yön verdim. Bugüne kadar kent meydanlarından tarihi yapılara, sağlık ve sosyal yaşam alanlarından kültürel yapılara, köprülerden kamusal alanlara kadar pek çok ödüllü mimari aydınlatma projesinde aktif rol aldım. Bunların başında aydınlatma tasarım Oscarlarının dağıtıldığı organizasyon olarak bilinen IALD (International Association Of Lighting Designers) aldığım ödül gelir. Ardından Washington merkezli Architectural Lighting’ de, yaptığım bir tasarımın, alanında dünyanın en iyi üç tasarımından biri seçilmesinin sevinci var. Ayrıca dünyada 6.000 den fazla aydınlatma tasarımcısı ve mimarın oylamasıyla gerçekleştirilen Londra’ daki Darc Awards’ da en iyi ikinci tasarım seçilerek ödüllendirildim.

İncelikle planlanmış aydınlatma tasarımları ile yapıların ruhunu ortaya çıkarmak, karmaşık olmayan net ve tanımlı alanlar yaratmak ve insan ruhuna dokunan projeler üretme motivasyonu ile hareket eden bir aydınlatma tasarımcısıyım. Işığın gizemli yönünü kullanarak farklı ve atmosferik ortamlar yaratabilmenin peşindeyim. Kendimize paye çıkarabileceğimiz bu alanda; kontrastlarla oynamak, mekanı gündüz görünümünün dışında farklı bir şekilde yeniden tanımlamaya çalışmak, mimarinin sunduğu güzellikleri hoş ışık kombinasyonlarıyla harmanlamak bana göre bu işi keyifli kılan unsurlar.

Işığın hayatımızdaki önemi sizce nedir?

Işığın hikayesine bakmak gerekir önce, ne zaman varoldu ışık? Evrenin ilk anlarından itibaren vardı. Hayatımızdaki en önemli bir unsurlardan biri. Evrenin yapı taşı. İlk andan itibaren var olan bir şeyin, insanın ve sağlığın üzerinde etkisi olmaması düşünülebilir mi? Hani Einstein’ın “Evrenin hala genişlemekte olduğunu nasıl atladım?” demesi gibi atlanmış bir konu. Sadece görülebilir ışık tayfı olarak düşünmezsek eğer, ışık olmasaydı canlılık başlamayacaktı belki. Bunun, insan sağlığı üzerindeki etkisi olduğunu düşünmemek bir hataydı ama bugün itibarıyla artık böyle bir etkinin olduğu net bulgularla kanıtlanmış durumda.

İnsanlığın iç mekanlardaki yaşam serüveni, insanoğlunun varoluş süresi ile kıyaslandığında çok küçük bir zamana tekabül etmektedir, dolayısı ile vücudumuz doğal ışıktan aldığı sinyallere göre tepki veriyor. Biyolojik saatimiz, hormonal dengemiz her şeyimiz gün ışığı ile ilintili. Fakat bugün zamanımızın büyük kısmını iç mekanlarda yapay ışık altında, gün ışığının hormonal dengemizi sağlayan uyarılarından yoksun kalıyoruz. Peki ne yapmamız gerekiyor? En azından gün ışığını en iyi şekilde taklit etmeyi deneyebiliriz. Gün ışığının 24 saatlik zaman dilimi süresince insan vücudu ile olan etkileşimini anlayabilirsek günümüz teknolojilerinin yardımı ile iç mekanlarda insan odaklı bir ışık tasarımı ön görebiliriz.

Bununla beraber ışık insan hayatında sağlık, bilim ve sanat gibi önemli alanlarda da kullanılmakta. Işığın kendisinin duygu transferi ve iletişim aracı olarak kullanıldığı sanatsal çalışmalar, ışık enstalasyonları var. Dediğim gibi birçok sanatçı bu tür ışık enstalasyonlar ile ışığı bir duygu aktarımı aracı olarak da kullanıyor.

Aydınlatma tasarımı yaparken nelere dikkat edilmeli? Bugünün aydınlatmasına yön veren unsurlara değinebilir misiniz?

Bir proje geldiğinde ilk düşündüğüm şey ışık kompozisyonu. Söz konusu bir dış mekan mı, bir peyzaj alanı mı, iç mekan mı fark etmeksizin ışığı mekan içinde nerelerde ve ne şekilde görmek istediğimi düşünüyor ve ona odaklanıyorum. Bu safhada ürün yok, hiçbir şey yok, sadece ışık var. Önce ışığı hayal ediyorsunuz ve bir ışık kompozisyonu yaratıyorsunuz. Daha sonra yapmış olduğum şey, canlandırdığım hayali nasıl realize edebileceğime bakmak oluyor. İşte bu noktada ürünler, birer ışık kaynağı ve birer mimari unsur olarak tasarım sürecine giriyor. Ürünün şekli önemli oluyor çünkü iç mimariye bakıyorsunuz ya da dış kullanım ise peyzaj konseptine bakıyorsunuz, dış cepheyse onunla bütünleşik ürünler seçmeye başlıyorsunuz.

İyi olan hiçbir şey tesadüfen olmuyor, mutlaka arkasında bir tasarımcı vardır.

Bugün ışığın mimarideki uygulanmasından bahsederken artık insan odaklı aydınlatmanın da eş zamanlı olarak düşünülmesi gerekmektedir. Aydınlatma tasarımcılarının da artık ciddi şekilde bu konuyu tasarım süreci içerisine taşıması gerekecek. Çünkü insan odaklı aydınlatmayla birlikte tasarımcılardan, bu yeni tasarım parametrelerini de göz önünde bulundurmaları beklenecek.

Dünyada aydınlatma alanında bilimsel ve teknolojik anlamda hızlı bir gelişim söz konusu. Üzerinde en çok konuşulan iki önemli alan var;  Birincisi insan odaklı aydınlatma: Bu konu üzerine çok yoğun bir şekilde araştırmalar yapılıyor ve konferanslar düzenleniyor. İkincisi ise IOT(internet of things) ile bağlantılı olarak akıllı aydınlatma sistemleri üzerinden interaktif haberleşme. Smartcity uygulamaları bunlardan bir tanesi.

Aydınlatma son derece dijitalleşmeye başladı. Dolayısı ile aydınlatma firmaları dışından aktörler de sektöre girmeye başladı ve bu da sektördeki firmalar açısından bir tehdit oluşturmaya başlayacaktır. Bu yüzden aydınlatma firmalarının bu yeni dijital dünyaya hızlıca adapte olması gerekiyor. Türkiye’deki üretici firmaların da bu konuya gerekli önemi vermesini tavsiye ederim. Çünkü ileride sektör dışından gelen firmalar onların da karşısına ciddi rakipler olarak çıkacaktır.  

Aydınlatmada estetik mi fonksiyonellik mi ön planda olmalı? Türkiye’de aydınlatma tasarımının sıkıntıları nelerdir?

İkisi de önemli ama işin estetik kısmını tartışmam, bu tamamen subjektif bir konu. Size göre ortamdaki ışık ambiyansı güzeldir, bana göre değildir, bir başkasına göre ortalamadır. İşin içerisinde fonksiyonellik ile ilgili bariz bir hata varsa bunu bir aydınlatma tasarımcısının yapmaması gerekir, çünkü bu ciddi bir şekilde eleştiri konusu olacaktır.

Türkiye’de aydınlatma tasarımı maalesef CAD üzerinde yapılan bir çalışma olarak görülüyor ve özensiz kötü bir tasarımın sonuçları kimseyi korkutmuyor. Yani bir aydınlatma projesinin kötü olup olmaması kimse için bir tedirginlik konusu değil. İşveren statik projesine bütçe ayırıyor, iyi firma ile çalışmak istiyor, neden? Statikte bir problem olursa bina çöker, korku faktörü var. Keza elektrik projesi için de benzer bir korku taşıyor insanlar. Oysa aydınlatma için bu geçerli değil. Türkiye’de bazı önemli birtakım projelerde bir aydınlatma tasarım firması oluyorsa da ayrılan bütçeler çok düşük. Birçok projede ise bir aydınlatma danışmanı ihtiyacı bile hissedilmiyor ya da proje sorumlularının akıllarına dahi gelmiyor. Sanırım aydınlatma bir estetik kaygı ya da korku faktörü olarak görülmüyor ve bu sebeple feragat edilen bir disiplin oluyor ya da olması gereken bütçeler ayrılmıyor. Çoğu kez diğer proje gruplarına havale ediliyor. Yani konunun hiçbir şekilde uzmanı olmayan insanlar bu işi yapıyor. Ayrıca herhangi bir tasarımcı ile çalışılacaksa da bu tasarımcı kimdir, tanımak gerekir. Tasarımsal yaklaşımı anlaşılmaya çalışılmalıdır.

Aydınlatma tasarımı ışık bilgisi ve tecrübesi gerektirir, estetik anlayış ve hayal gücü gerektirir ve tüm bunların yanında iyi bir teknik bilgi ve holistik bir bakış açısı.

 

Türkiye’deki üreticilerin kendilerini geliştiremediği noktalar olsa da haklı olduğu yanları da var. Para kazandırmayan bir pazar olduğundan çoğunluk düşük marjlarla çalışıyor, dolayısıyla da Ar-Ge için bir birikim oluşturulamıyor. Hal böyle olunca da pazara yeni bir ürün sunmak yerine kopyalama stratejisi devreye giriyor. Ayrıca iyi bir ürün yapmaya kalkmaları için pazarda buna talep olması gerekir. Talep yok ki. Aydınlatma tasarımı konusunda da benzer sıkıntılar var.

Aydınlatma sektörü bir bütün olarak itibar sıkıntısı çekiyor. Bu durum hem üreticiler için hem de tasarımcılar nezdinde böyle. Her şeyden öte aydınlatmayı önemseyen bir işveren faktörü eksikliği var. İyi bir aydınlatma armatürüne talep olmadığı gibi iyi bir tasarım hizmetine olan talep de yok.

Belki bu konuda aydınlatma üreticileri ve tasarımcılar gerek devlet tarafında gerekse de özeldeki ilgili kurum ve kuruluşlar ile bir araya gelerek bir çalışma başlatmalılar. Bunun ülkemize kazandıracağını düşünüyorum.